gerI
گەر(eğer, şayet, ise)
Eğer, şayet, ise (genellikle şart bildiren yan cümlelerde)
(eğer, şayet, ise)
Eğer, şayet, ise (genellikle şart bildiren yan cümlelerde)
Gezinti, tur, dönüş, deveran
Piştî şîvê em bi hev re çûn gerê, heta ber çem meşiyan.
Akşam yemeğinden sonra birlikte gezmeye çıktık, dereye kadar yürüdük.
Yörünge, daire
Teyr gerekê serda zivirî
Kuş üzerinde bir daire / yörünge çizdi.
Sıra, nöbet:
Îcar gera min e
Şimdi sıra bendedir
Te bes lîst, niha gera min e!
Yeterince oynadın, şimdi sıra bende!
Göl
Di nav çiyayan de gereke kesk heye; gundî havînan pez xwe tînin dora wê.
Dağların arasında yeşilimsi bir göl var; köylüler yazları hayvanlarını çevresine getirirler.
Su birikintisi, gölet, balık havuzu.
li wa gera masî dê mînin têda
O göletlerde / su birikintilerinde balıklar kalır.
Hespê tî li ber gereka ava zelal sekinî û av vexwar.
Susamış at berrak su birikintisinin / göletçiğinin başında durup su içti.