fesal
فەسال- 1
Fırsat, elverişli imkân, münasip an:
Wekû fesalê dibînin yekûdû dikujin
Fırsatını buldukları anda birbirlerini öldürüyorlar;
Çawa ku fesal bikeve min, ezê bêm
Nasıl ki elime fırsat geçer geçmez geleceğim.
- 2
İnisiyatif, ataklık: fesal jê stendin (inisiyatifini elinden almak, atağını kırmak)
Pehlewanê gundê me hê di destpêkê de fesal ji hevrikê xwe stend.
Köyümüzün pehlivanı daha en başta rakibinin elinden inisiyatifi aldı.
- 3
Elverişli duruş, uygun vaziyet:
Nêçîrvan fesal ji gur hilda.
Avcı kurda karşı uygun vaziyet aldı.
Kûçikê me fesal ji rovî hilda û nehişt ku nêzîkî mirîşkan bibe.
Köpeğimiz tilkiye karşı uygun vaziyet aldı ve tavuklara yaklaşmasına izin vermedi.
- 4
sf.SıfatRengdêr Dikkatli, tedbirli, ihtiyatlı
Birayê min ajovanekî fesal e; bi şev qet bi lez najo.
Ağabeyim dikkatli bir şofördür; gece asla hızlı sürmez.
- 5
zf.Zarf, belirteçHoker (bi fesal) Dikkatle, sakınarak:
Ewî fesal zaro hilbirî
Çocuğu incitmeden dikkatlice kucağına aldı
Qedehan bi fesal deyne ser maseyê, ew ji cama zirav in.
Bardakları masaya dikkatlice koy, ince camdandır.