Y ی
143 madde143 serbêje
-
ya
- yaünl.Ey!, yahu!, ya! (hitap ünlemi); ya rebî! ya rabbi!
- yabandiş.Yaban, ıssız kır, sahra, ehlileşmemiş doğa parçası
- yabanîsf.Yabani, vahşi, evcilleşmemiş hayvan veya bitki
- yabanîtîdiş.Yabanilik, vahşilik, ehlileşmemiş olma hâli
- yadaştdiş.Hatırlatma, muhtıra, not, anı yazısı
- yadigarîdiş.→ bîranîn
- yadnamediş.Anmalık eser, hatırat kitabı, armağan kitap
- yadoünl.Ey gidi, hatırlama ve hayıflanma nidası
- yagîrdiş.Hafıza, bellek, hatırda tutma yetisi
- yalaxdiş.→ curn
- yanbağ.→ an
- yanîed.Yani, demek ki, şu manada
- yanzdehsayıOn bir, 11
- yaqûbîer. & diş.Süryani Yakubi mezhebi mensubu
- yaqûter.Yakut (değerli kırmızı taş)
- yarer. & diş.Yâr, sevgili, dost, yâren, canan; refika
- yarandiş. çoğ.Yârenler, dostlar meclisi, can yoldaşlar topluluğu
- yardarer. & diş.Yardımcı, yârenlik eden, el uzatan dost
- yardarîdiş.Yardımcılık, yârenlik etme, destek olma
- yardester. & diş.Muavin, yardımcı usta, el veren çırak
- yargêrer. & diş.Oyun yöneten kimse, hakem
- yarîIdiş.Dostluk, yârenlik, ahbaplık
- yarîIIdiş.Şaka, latife, mizah
- yarîbûndiş.Eğlenceli olma hâli, oyun ve neşe durumu
- yarîgehdiş.Oyun alanı, stadyum, saha
- yarîgerer. & diş.Oyuncu, sporcu, yarışmacı kimse
- yarîzaner. & diş.Sporcu, müsabık, oyuncu
- yarîzanîdiş.Sporculuk mesleği, oyunculuk kariyeri
- yarmetîdiş.Yardım, imdat, medet, destek
- yarmetîdanf. gçl.Yardım etmek, destek olmak, arka çıkmak
- yarmetîdersf. & er.Yardımsever, el uzatan, destekçi kimse
- yarmetîderîdiş.Yardımseverlik, hayırhahlık, cömertlik hâli
- yarokdiş.Küçük sevgili, sevimli canan, yâren
- yarperwersf.Vefalı dost, sadık yâren, dostluğuna bağlı kimse
- yarwerer. & diş.Yâren, candan yoldaş, can dostu
- yarxiştediş.Yarxışta…
- yasadiş.Yasa, kanun, nizam, töre, hukuki kaide
- yasadarsf.Yasal, kanuni, meşru kaidelere dayanan
- yasanaser. & diş.Hukukçu, yasabilimci, kanun uzmanı
- yasanasîdiş.Hukuk bilimi, içtihat ve adalet doktrini
- yasasazer. & diş.Yasa koyucu, kanun yapıcı, parlamento üyesi
- yasasazîdiş.Yasama, kanun koyma süreci ve yetkisi
- yasayîsf.Hukuki, yasal, kanunlara uygun, meşru
- yasayîtîdiş.Meşruiyet, yasallık, hukuka uygunluk durumu
- yasemîndiş.Yasemin çiçeği (Jasminum)
- yasemînîsf.Yasemin kokulu veya yasemin renginde olan
- yaxdiş.→ girivan
- yaxbûnf. gçsz.Yakaya yapışmak, hesap sormak, musallat olmak
- yaxediş.Yaka, giysi yakası
- yaxgirtinf. gçl.Birinin yakasını tutmak, hesap istemek
- yazîdiş.Alın yazısı, kader, mukadderat, yazgı
ye
- yeksayı & zm.Bir, 1
- yek-önekBirleşik kelime türetme öneki; birlik, teklik, uyum ve bütünlük…
- yekalîsf.Tek taraflı, taraflı, yalnız bir cepheyi gören
- yekalîbûnf. gçsz.Sonuçlanmak, neticelenmek, tek bir yönde karara bağlanmak
- yekalîkirinf. gçl.Çözüme kavuşturmak, sonuçlandırmak, karara bağlamak
- yekbêjsf.Ağız birliği eden, aynı sözü söyleyen, tek ses olan kimse
- yekbêjîdiş.Ağız birliği, söz birliği, tek bir ağızdan konuşma hâli
- yekbûnf. gçsz.Birleşmek, bütünleşmek, bir araya gelmek
- yekbûyîsf.Birleşik, birleşmiş, yekvücut; -Neteweyên Yekbûyî Birleşmiş…
- yekcarzf.Tamamen, büsbütün, hepten, bir defada
- yekcarîsf.Kesin, nihai, temelli, geri dönülmez
- yekcinssf.Türdeş, homojen, aynı cinsten olan
- yekcinsîdiş.Türdeşlik, homojenlik, aynı soydan olma hâli
- yekçavsf.Tek gözlü, bir gözü görmeyen kimse
- yekdengsf.Tek sesli, hemfikir, ahenkli, aynı tonda olan
- yekdengîdiş.Oybirliği, tek seslilik, konsensüs, mutabakat
- yekdestsf. & zf.Tek elden, yekvücut, tek bir merkezden yürütülen
- yekdesthelatîdiş.Monarşi, mutlakıyet, tek adam yönetimi, otokrasi
- yekdestîdiş.Tekel, monopol, bir işin tek bir elde toplanması
- yekdilsf.Gönül birliği etmiş, samimi, hemfikir dostlar
- yekdilîdiş.Gönül birliği, yekvücutluk, derin manevi dostluk
- yekemsf.Birinci, ilk; -cara yekem ilk defa, birinci kez
- yekemînsf.Birinci, ilk, en öndeki
- yekemînîdiş.Birincilik derecesi, ilk olma gururu
- yekgirtinf. gçl.Birleşmek, ittifak etmek, tek güç hâline gelmek
- yekgirtinîdiş.Birleşme hâli, koalisyon, dayanışma ruhu
- yekgirtîsf.Birleşik, müttefik, bir araya gelmiş güçler
- yekgirtûsf.Birleşmiş, müttefik, tek yumruk olmuş
- yekhêzsf.Tek kuvvet, birleşik kudret, ortak enerji
- yekînediş.Birim, ünite
- yekîtîdiş.Birlik, beraberlik, vahdet, ittifak; birlik örgütü
- yekjimardiş.Tekil, dilde tek bir varlığı gösteren ad veya biçim
- yekkaresf.Münhasır, tek bir göreve tahsis edilmiş olan
- yekkesîsf.Tek kişilik, bireysel, ferdi
- yekkirinf. gçl.Birleştirmek, tevhid etmek, bir araya getirmek
- yekmalsf. & er.Aynı evi paylaşanlar, bir aileden olan kimseler
- yekmanesf.Tek anlamlı, başka manaya gelmeyen, sarih
- yekmaneyîdiş.Tek anlamlılık, anlam kesinliği
- yeknasîdiş.Teklik inancı, vahdaniyet, monoteizm
- yeknawendîsf.Merkeziyetçi, tek bir merkezden idare edilen
- yeko yekozf.Birer birer, teker teker, sıra ile
- yekparçesf.Tek parça, yekpare, kesintisiz bütün
- yekparçeyîdiş.Bütünlük, yekparelik, bölünmezlik ilkesi
- yekrengsf.Tek renkli, aynı renkten oluşan, homojen
- yekrengîdiş.Tek renklilik, yeknesaklık, monotonluk hâli
- yekrêzsf.Tek sıra, intizamlı, aynı hizada dizilmiş
- yekrêzîdiş.Saf birliği, intizam, dayanışma ve nizam
- yekrûsf.Dürüst, samimi, içi dışı bir, tek yüzlü insan
- yekrûyîdiş.Dürüstlük, samimiyet, iki yüzlülükten uzak oluş
- yeksansf.Eşit, denk, bir, farksız, müsavi
- yeksanbûnf. gçsz.Eşitlenmek, denk olmak, aynı seviyeye gelmek
- yeksanîdiş.Eşitlik, denklik, adaletin temeli olan müsavilik
- yeksankirinf. gçl.Eşitlemek, dengelemek, denk hâle getirmek
- yeksanxwazer. & diş.Eşitlikçi, eşitlik taraftarı, adaleti savunan
- yeksanxwazîdiş.Eşitlikçilik düşüncesi ve mücadelesi
- yekserzf.Tamamen, büsbütün
- yekşemdiş.Pazar günü
- yektasf.Eşsiz, benzersiz, tek, nadide
- yektatîdiş.Eşsizlik, benzersizlik hâli, orijinallik
- yektayîdiş.Teklik, birlik hâli, vahdet felsefesi
- yektêgihîştindiş.Anlayış birliği, konsensüs, ortak akıl uzlaşması
- yektiyanezf.Birlik hâlinde, el ele vererek, dayanışma içinde
- yektîdiş.→ yektiyane
- yekûduzm.Birbirini, karşılıklı olarak, yekdiğerini
- yekwerzsf.Tek mevsimlik, yalnız bir mevsim yaşayan bitki
- yekxistinf. gçl.Birleştirmek, entegre etmek, organize etmek
- yekxistîsf.Birleştirilmiş, entegre edilmiş, organize güç
- yekzimansf.Tek dilli, yalnız bir dil konuşan kimse veya topluluk
- yekzimanîdiş.Tek dillilik, tek bir dile dayalı olma hâli
- yemaner.Eşeklerde görülen bulaşıcı bir hayvan hastalığı
- yemanîdiş.Yamanlık, şiddet, zorluk derecesi
- yemîndiş.Ant, yemin, ahit
- yeqînsf. & zf. & diş.Kesin, şüphesiz, muhakkak; -yeqîn kirin a) emin olmak…
- yetîmer. & diş.Yetim, babası veya anası vefat etmiş çocuk
- yetîmtîdiş.Yetimlik, öksüzlük hâli, kimsesizlik derdi
- yetîmxanediş.Yetimhane, darüleytam, kimsesiz çocuklar yurdu
- yewnanîsf. & diş.→ yunanî
yê
yo
yu
- yunansf. & diş.→ yunanî
- yunanistandiş.→ yunanistanî
- yunanistanîer. & diş.Yunanistan vatandaşı veya ahalisi
- yunanîsf. & diş.Grek dili, Yunanca veya Yunan felsefesi
- yurtdarer. & diş.Yurt sahibi, toprağını seven ve koruyan kimse