L ل
357 madde357 serbêje
la
- laboratuardiş.Laboratuvar, tahlil ve araştırma yeri
- laboratuvardiş.Laboratuvar, deneylik, bilimsel araştırmaların yapıldığı özel…
- labûtdiş.Saban kazıyacağı, saban demirine yapışan çamuru temizlemek için…
- lacwerdîsf.Lacivert, koyu çivit mavisi, gece göğü rengi
- laçikdiş.Beyaz tülbent, kadın başörtüsü, beyaz yazma
- lagûndiş.Lagün, kıyı gölü, deniz kulağı, dar bir kanalla denize bağlı…
- lahordiş.Lahor kılıcı, Lahor çeliğinden yapılmış yüksek kaliteli…
- laîksf.Laik; din ve devlet işlerini birbirinden ayıran, tüm inançlara…
- laîktîdiş.Laiklik; din ve devlet işlerinin birbirinden bağımsızlığı ilkesi
- lalIsf.Dilsiz, lâl, konuşamayan
- lalIIdiş.Lâl taşı, kırmızı yakut, lâl cevheri
- lalbûndiş.Dilsizleşme, konuşamaz hâle gelme, lâl olma durumu
- lalengîdiş.Mandalina (Citrus reticulata)
- laleşdiş.Laleş vadisi, Ezidî inancının en kutsal tapınak ve hac merkezi
- lalêed.Yanında, nezdinde, katında, evinde
- lalîIdiş.Dilsizlik, lâl olma durumu
- lalîIIdiş.Büyük ve yayvan tepsi, geniş sahan, sini
- lalûkdiş.→ lalî II
- lamediş.Avurt, yanak boşluğu, yanağın iç kısmı
- lampediş.Lamba
- landiş.İn, hayvan ini, kurt veya aslan yatağı; barınak, sığınak
- landikdiş.Beşik; asma bebek beşiği, salıncak
- lapzf.Büsbütün, tamamen, hepten, tastamam; apaçık
- laqirdîdiş.Söz, laf, kelam
- laqirdîkarer. & diş.Şakacı, nüktedan, latifeci insan ; tatlı dilli konuşan kimse…
- laqirdîkersf. & er.→ qeşmer
- laserdiş.→ tîrroj
- lastîkdiş.Lastik, kauçuk; esnek madde; araba tekeri lastiği
- laşer.Ceset, ölü beden, leş
- laşîsf.Bedensel, fiziksel
- latdiş.Büyük yassı kaya, yalçın kaya sahanlığı, düz taş kütlesi
- latînsf.→ latînî
- latînîsf.Latinceye ait
- lavahîdiş.Rica, yakarış, niyaz, dua, yalvarma
- lavediş.→ lavahî
- lavlavdiş.Sarmaşık (Hedera helix)
- lavzer.Söz, kelime, lafız
- lawer.Erkek evlat, oğul
- lawaner.Gençler topluluğu, yiğit delikanlılar zümresi
- lawazsf.Zayıf, çelimsiz, cılız, arık, güçsüz
- lawazîdiş.Zayıflık, güçsüzlük, cılızlık
- lawaztîdiş.→ qelsî
- lawijdiş.→ lawuk
- lawikîdiş.Delikanlılık, ergenlik çağı, genç oğlanlık dönemi
- lawînsf.Körpe, genç, taze, delikanlı, dinç
- lawînîdiş.Gençlik, körpelik, dirilik, tazelik
- lawjaner.→ lawuk
- lawjediş.→ lawuk
- lawjebêjer. & diş.Lawje söyleyen halk ozanı, dengbêj, lirik ezgi icracısı
- lawjebêjîdiş.Lawje okuma ve icra etme geleneği, sözlü halk müziği icracılığı
- lawoünl.Ey oğul! Delikanlı!…
- lawuker.Lawık…
- layiqsf.Layık, yaraşır, uygun, münasip
- layiqîdiş.Layıklık, liyakat, yaraşırlık, uygunluk
- lazediş.An, lahza, göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısa süre
- lazimsf.Lazım, gerekli, icap eden
- lazimayîdiş.Lüzum, gereklilik, ihtiyaç
- lazûter.Mısır, darı (Zea mays)
le
- lebatdiş.Hareket, kımıldama, devinim, etkinlik, faaliyet
- lebatediş.Beden uzvu, organ; hareketli azalar bütünü
- lebikînf. gçsz.Kımıldamak, hafifçe hareketlenmek, deprenmek
- lecdiş.Koşu, yarışma, müsabaka, çekişme
- leddiş.Pazar günü
- legandiş.Leğen, geniş ve yayvan madeni veya plastik kap
- leglegdiş.Leylek kuşu (Ciconia ciconia)
- lehenger.Kahraman, yiğit, cengâver, alp
- lehenganezf.Kahramanca, yiğitçe, fedakârlık ve cesaretle
- lehengîdiş.Kahramanlık, yiğitlik, destansı cesaret
- lehersf.→ jar
- lehîdiş.Sel, seylap, taşkın su, coşkun sel suları
- lekIdiş.Yüz bin (100.000) sayısı
- lekIIdiş.Leke, kir, kusur, iz
- lekandiş.→ liyan II
- lekedarsf.Lekeli, lekeli kalmış, kirli; kusurlu
- leleer.Lala, şehzade veya bey çocuklarının terbiyecisi, özel mürebbisi…
- lemer.Asma kütüğü; kavun, karpuz veya kabak gibi sürüngen bitkilerin…
- lemabağ.Çünkü, zira; bundan ötürü, bu sebeple, bu yüzden
- lenddiş.→ lan
- lengsf.Topal, aksak, aksayarak yürüyen
- lengerdiş.Gemi demiri, çapa
- lengerîdiş.Geniş ve yayvan bakır tepsi, büyük sini
- lengirînf. gçsz.Topallamak, aksamak, sekmek
- lengînf. gçsz.→ kulin
- leper.Pati, yırtıcı hayvan pençesi
- lepiker.Eldiven; fırın eldiveni
- lepkerer. & diş.El becerisi olan kimse, maharetli sanatkâr, hünerli el işçisi
- leqdiş.Isırma, dişleme, diş darbesi
- leqadiş.Karşılaşma, buluşma, yüz yüze gelme, tesadüf
- leqandinf. gçl.Sallamak, kımıldatmak, sarsmak, oynatmak
- leqemdiş.Lağım, yer altı tüneli, yer altı su/atık kanalı
- leqemçîer.Lağımcı, tünel kazıcısı; istihkamcı, lağım patlatan asker
- leqinf. gçsz.Sallanmak, kımıldamak, yerinden oynamak, sarsılmak
- leqleqadiş.→ legleg
- leqleqoer.Erkek leylek
- lerizînf. gçsz.Titremek, sarsılmak, ürpermek
- lerzoksf.Titrek, mütereddit, çabuk sarsılan, kararsız ve ürkek kimse
- leşer.→ laş
- leşkerer.Asker, nefer; ordu, askeri birlik
- leşkergehdiş.Kışla, garnizon, ordugâh, askeri karargâh alanı
- leşkerîdiş.Askerlik mesleği, askeriye; askeri hizmet ve disiplin
- leter.Dilim, parça, hisse, pay
- letikdiş.Sebze bahçesi, bostan; çit ile çevrilmiş tarla/sebzelik
- letilandinf. gçl.Terk etmek, yüzüstü bırakmak, bırakıp gitmek
- levzf.Birbirine, birbirinden, yekdiğerine
- levener.Kamış, su sazlığı, kargı (Arundo donax / Phragmites)
- lewbağ.→ lewra
- lewaşer.→ loş
- lewazsf.→ lawaz
- lewendîdiş.Sarkık kolluk, Kürt kadın fistanlarının arkadan bağlanabilen…
- lewhediş.Levha, tabela, tabela panosu, plaka
- lewijer.→ lawuk
- lewitandinf. gçl.Kirletmek, lekelemek, bulaştırmak, murdar etmek
- lewitînf. gçsz.Kirlenmek, lekelenmek, murdar olmak
- lewlebdiş.Yayık tokmağı, ayran çalkalama sopası
- lewmabağ. & zf.Bundan dolayı, bu sebeple, bu yüzden, binaenaleyh
- lewrabağ.Çünkü, zira, zira ki, mademki
- lewranîbağ.→ lema
- lewxetdiş.Kelime, söz, sözcük; lügat, deyim; konuşma tarzı
- lexersf.Arık, zayıf, dermansız, takatsiz (hayvan için)
- lexlemîşsf.Üşüşme, toplanma, yığılma bildiren ifade
- leyistokdiş.Oyuncak; eğlendirici çocuk oyunu
- leyl û mecnûndiş.İkizler burcu (astronomide zodyak takımyıldızı, Gemini)
- leylandiş.Nağme, ezgi, ahenk, türkü havası
- lezsf. & zf.Hızlı, çabuk, acele, süratli
- lezahîdiş.→ leztî
- lezandinf. gçl.Acele etmek, çabuk davranmak
- lezanîdiş.→ leztî
- lezatîdiş.Çabukluk, sürat, ivedilik, hız
- lezbesf.Aceleci, telaşlı, sabırsız, tez canlı kimse
- lezelezzf.Apar topar, telaş içinde, büyük bir aceleyle
- lezetdiş.Tat, zevk, haz, hoşluk
- lezgînsf.Tez canlı, ivedi, aceleci, hızlı davranan
- lezgînîdiş.Acelecilik, telaş, ivedilik, çabukluk hâli
- lezikzf.Aceleyle, çarçabuk, tez elden, oyalanmadan
- leztîdiş.Hız, çabukluk, sürat, acelelik
- lezûbezzf.Aceleyle, hızla, apar topar
lê
- lêIbağ.Ama, fakat, lakin, ne var ki
- lêIIzm.Ona, ondan, onda…
- lêIIIünl.Ey, hey, ya!…
- lê-önekFiil ve ad öneki; yönelme, üstüne, aleyhine, temas ve ilişki…
- lê banînf. gçsz.Alışmak, intibak etmek, ünsiyet peyda etmek
- lê civînf. gçsz.Birinin başına toplanmak, üzerine üşüşmek, etrafını sarmak
- lê hatinf. gçsz.→ lêhatin
- lê xweş bûnf. gçsz.Affetmek, bağışlamak
- lêbandinf. gçl.Aldatmak, kandırmak, tongaya düşürmek, hileyle yanıltmak
- lêbelêbağ.Fakat, lakin, ne var ki, velakin, ama
- lêborînf. gçsz.Bağışlamak, affetmek, kusuruna bakmamak
- lêborînxwazer. & diş.Özür dileyen, af ve bağışlanma talep eden kimse
- lêborînxwazîdiş.Özür dileme, af ve bağışlanma talebi, itizar
- lêbyanf. gçsz.Aldanmak, kanmak, oyuna gelmek, tuzağa düşmek
- lêçûndiş.Masraf, harcama, maliyet, gider
- lêdanf. gçl.Vurmak, çarpmak, dayak atmak, darbetmek
- lêfdiş.Kuzu ağılı, koyunların yavrulaması için ayrılmış kuytu ve…
- lêgerer. & diş.Arayıcı, araştırmacı, keşif peşindeki kimse
- lêgerîndiş.Arama, araştırma, inceleme, soruşturma faaliyeti
- lêgerînokdiş.Arama motoru
- lêgeroksf.Meraklı arayıcı, sürekli araştıran, gezgin kâşif
- lêhatinf. gçsz.Yakışmak, yaraşmak
- lêhatîsf.Becerikli, maharetli, hünerli, işinin ehli
- lêhatîtîdiş.Beceriklilik, kabiliyet, yeteneklilik hâli, liyakat
- lêhûrbûndiş.Derinlemesine odaklanma, bir konunun üzerinde titizlikle ve…
- lêhûrbûyîsf.Bir konuya derinlemesine odaklanmış, dikkatini teksif etmiş…
- lêjsf.Eğik, meyilli, yokuş aşağı, dik inişli
- lêkzf.Birbirinden, birbiriyle
- lêkdandiş.Karşılaştırma, mukayese
- lêkderdiş.Çarpıştırıcı…
- lêkerdiş.Fiil, eylem
- lêkernasîdiş.Fiilbilim; dilbilimde fiil yapısını ve çekimini inceleyen dal
- lêkirinf. gçl.İnşa etmek, yapmak, örmek (duvar, ev vb.)
- lêkolerer. & diş.→ lêkolîner
- lêkolînf. gçl. & diş.Araştırmak, incelemek, soruşturmak
- lêkolînerer. & diş.Araştırmacı, bilimsel araştırmalar yapan uzman
- lêkolînvaner. & diş.Araştırmacı, mesleki olarak bilimsel araştırma yürüten uzman
- lêkolvaner. & diş.→ lêkolîner
- lêkomsf. & zf.Bir araya toplanmış, kümelenmiş, cem olmuş topluluk
- lêkuştinf. gçl.Fiyatta indirim yapmak, tenzilat yapmak, fiyatı kırmak
- lêkvedandiş.Tahlil, analiz, çözümleme, unsurlarına ayırarak inceleme
- lêlsf.Puslu, bulanık, loş, alacakaranlık; net olmayan
- lêlandiş.Alacakaranlık vakti, puslu sis havası; sel çamuru kalıntısı
- lêlandinf. gçl.Zılgıt çekmek, sevinç çığlığı atmak
- lêlavdiş.Sulu kar, eriyen kar suyu, karla karışık çamur
- lêmatexistinf. gçsz.→ qûçbûn
- lêmiştdiş.Büyük sel, su baskını, taşkın seylap
- lênanf. gçl.Yemek pişirmek, ocağa yemek koyup pişirmek
- lênêrîndiş.Bakım, gözetim
- lênihêrînf. gçl.Bakmak, ilgilenmek (hasta, çocuk vb.)
- lêpdiş.Hile, tuzak, desise, kurnazlık, düzen
- lêpêşzf.Önceden, öncelikli olarak, daha önce, peşinen
- lêpirsiyerer. & diş.Sorgulanan kimse, soruşturmaya tabi tutulan şahıs, zanlı
- lêpirsîndiş.Soruşturma, tahkikat, adli veya idari sorgulama
- lêpirsînerer. & diş.Soruşturmacı, müfettiş, sorgu hâkimi, tahkikat görevlisi
- lêrdiş.→ lêrdar
- lêrdardiş.Sık ormanlık dağ yamacı, meşelik ve ağaçlık alan
- lêrîdiş.Fundalık, çalılık, sık ve geçit vermez çalı topluluğu
- lêvdiş.Dudak
- lêvanlêvsf. & zf.Ağzına kadar dolu, dopdolu, lebalep, taşacak derecede
- lêvbazsf.Dudak büken, alaycı, küçümser bakış ve tavır takınan
- lêvbihişksf.Dudakları susuzluktan veya soğuktan kurumuş, çatlamış kimse
- lêvebêjer. & diş.Anlatıcı, rivayet eden, sözlü geleneği nakleden kimse
- lêvebêjîdiş.Anlatıcılık, sözlü anlatı sanatı, rivayet etme geleneği
- lêvebûnf. gçsz.Vazgeçmek, caymak, kararından dönmek
- lêvegerdiş.Başvuru, müracaat, danışma yeri, merci; geri dönüş
- lêvegerînf. gçsz.Başvurmak, müracaat etmek; dönüp incelemek, geri yönelmek
- lêvkirindiş.Telaffuz etme, sesletim, sözcüğü ağızdan doğru çıkarma
- lêvrewşdiş.Dudak boyası, ruj, kadınların dudaklarına sürdüğü kozmetik boya
- lêvstirîdiş.Uçuk, dudak çatlağı veya siğili, soğuk algınlığı sonrası…
- lêvşêrînsf.Tatlı dilli, güler yüzlü, sözleriyle insanları taltif eden kimse
- lêvxwarsf.Somurtkan, memnuniyetsiz, sürekli dudak büzen hoşnutsuz kimse
- lêxistinf. gçl.Vurmak, darbetmek, çarpmak
- lêxurînf. gçsz.Azarlamak, paylamak, haşlamak, sert çıkışmak
- lêzaner. & diş.Uzman, ehil, işinin ehli, konuya vâkıf bilgin
- lêzanîndiş.Uzmanlık, ehliyet, ihtisas, vukufiyet derecesi
- lêzêdekirindiş.Ekleme, ilave etme, zam, artırım, katkı sağlama
- lêzimer. & diş.Hısım, akraba, yakın kandaş
- lêzimtîdiş.Hısımlık, akrabalık bağı, yakınlık ilişkisi
li
- lied.-de, -da (bulunma hâli)
- li-önekBulunma, hâl ve yer bildiren bileşik önek ve edat tabanı
- li ber xwe danf. gçl.Direnmek, mukavemet etmek, baş eğmemek, göğüs germek
- li dar ketinf. gçsz.Vuku bulmak, gerçekleşmek, tertiplenmek, sahnelenmek
- li dar xistinf. gçl.Düzenlemek, tertip etmek, organize etmek, icra etmek
- li hev anînf. gçl.Barıştırmak, uzlaştırmak, aralarını bulmak
- li hev hatinf. gçsz.Barışmak, anlaşmak, uzlaşmak, uyuşmak
- li xwe kirinf. gçl.Giymek
- libdiş.Tane, tohum, dane, çekirdek
- liberçavsf.Göze çarpan, bariz, aşikâr, açıkta ve ortada bulunan, dikkate…
- liberdestsf.Elde mevcut, hazır, amade, el altında bulunan imkân
- liberxwedandiş.→ berxwedan
- libikdiş.Tanecik, habbecik, tohumcuk, ufak damla
- libser.Giysi, elbise, kılık kıyafet, esvap
- liciminf. gçsz.Sendelemek, yalpalamak, topallayarak sendeleye sendeleye yürümek
- licimînf. gçsz.→ lengirîn
- lidarxistinf. gçl.→ li dar xistin
- ligeled.→ digel
- lihevhatindiş.→ hevdengî
- lihevhatîsf.→ ahengdar
- lihevkirindiş.Anlaşma, uzlaşma
- lihêfdiş.Yorgan
- lijnediş.Kurul, heyet, komisyon, meclis encümeni
- likumînf. gçsz.Tökezlemek, ayağı takılmak, sendelemek
- limêjdiş.→ nimêj
- linger.Bacak, ayak
- lingdirêjsf.Uzun bacaklı, boylu poslu, bacakları uzun olan (insan veya kuş)
- linglezesf.Ayağına tez, hızlı yürüyen, çevik adımlı kimse
- lingşikestîsf.Bacağı kırık, ayağı sakatlanmış kimse veya hayvan
- lipatdiş.Kımıldama, çırpınma, debelenme
- lipitandinf. gçl.Kımıldatmak, yerinden oynatmak, hareket ettirmek
- lipitinf. gçsz.Kımıldamak, yerinden oynamak, hareket etmek
- liqandinf. gçl.→ daliqandin
- liqatdiş.Başak döküntüsü, hasattan sonra tarlada kalan taneli döküntü…
- livdiş.Hareket, kımıldama, kıpırtı, devinim
- livadiş.Kuzu yünü, ince ve yumuşak taze yün; yapağı
- livajener. & diş.Hallaç, ince yünü tarayan ve atan usta
- livandinf. gçl.Kımıldatmak, oynatmak, hareket ettirmek
- livbazîdiş.Hareketlilik, etkinlik, eylemlilik hâli, aktivite
- livînf. gçsz.Kımıldamak, hareket etmek, yerinden oynamak
- liwadiş.Liva, sancak…
- lixaver.Gem, at gemi, atın ağzına takılan demirli dizgin başlığı
- lixwezf.→ li xwe kirin
- liyanIsf.Acı çeken, dertli, yaralı, mustarip
- liyanIIdiş.Kar ayakkabısı, karda batmamak için ayağa bağlanan…
- liyaqatdiş.→ ehiltî
lî
- lîbasdiş.Giysi, elbise, esvap, kılık kıyafet
- lîberalsf.Liberal; özgürlükçü
- lîçdiş.Su birikintisi, çamurlu gölet, yağmur suyu birikintisi
- lîderer.Önder, lider, rehber, siyasi veya toplumsal öncü
- lîdertîdiş.Önderlik, liderlik kabiliyeti ve makamı
- lîfdiş.→ lûfe
- lîgadiş.Lig, spor müsabakaları birliği, takımlar kümesi
- lîkdiş.Salya, ağız salgısı; sümük, burun ifrazatı
- lîmondiş.Limon (Citrus limon)
- lîmonatediş.Limonata, limon suyu, şeker ve suyla yapılan serinletici içecek
- lîner.Büyük toprak küp, tahıl veya şıra küpü
- lîncdiş.Linç, kitle tarafından yargısız ve zorba biçimde yapılan toplu…
- lîrediş.Lira; para birimi; altın sikke
- lîser.Tünek, tavuk tüneği, kuşların gece konakladığı ağaç dalı veya…
- lîsansdiş.Lisans derecesi, üniversite bitirme diploması ve yetki belgesi
- lîsediş.Lise, ortaöğretim kurumu, üniversite öncesi okul
- lîstediş.Liste, dizelge, ad ve eşyaların alt alta yazıldığı cetvel
- lîstikdiş.Oyun, eğlence
- lîstikçîer.Oyuncu
- lîstikgehdiş.Oyun alanı, çocuk parkı; tiyatro sahnesi, stadyum
- lîstikvaner. & diş.Oyuncu, tiyatro/sinema oyuncusu, aktör, aktris
- lîstikvanîdiş.Oyunculuk sanatı, aktörlük performansı, sahne icracılığı
- lîstinf. gçl.Oynamak
- lîstokdiş.→ leyistok
- lîteratûrdiş.Literatür, yazın dünyası, bir alandaki bilimsel ve edebi…
- lîwadiş.→ liwa
lo
- loünl.Ey, hey, yahu!…
- loddiş.Ot veya saman yığını, harman tığı, büyük ot öbeği
- lodikdiş.Küçük ot veya saman yığını, küme
- lodkarer. & diş.Ot veya saman yığan tarım işçisi, harman yığıcısı
- lodxanediş.Ot deposu, samanlık ambarı, kışlık kaba yemlerin korunduğu…
- lojîkdiş.Mantık, mantıksal düzen, uslamlama dizgesi
- lojîstîkdiş.Lojistik, ikmal zinciri, taşımacılık ve dağıtım hizmetleri…
- lojmandiş.Lojman, memur ve kamu çalışanlarına tahsis edilen konut
- loker.Erkek deve; cins, güçlü binek devesi
- lokalsf. & diş.Yerel, mahallî, yöresel
- lokediş.Ham pamuk, koza pamuğu
- lokomotîfdiş.Lokomotif, tren vagonlarını çeken buharlı, dizel veya…
- lolepdiş.→ lewleb
- lomandinf. gçl.Kınamak, ayıplamak, sitem etmek, azarlamak
- lomavanîdiş.→ eybgerî
- lomediş.Kınama, ayıplama, serzeniş, sitem, kusur bulma
- lomebêjsf. & er.→ lomekar
- lomekarsf. & er.Sitemkâr, kınayıcı, serzenişte bulunan, kusur arayan kimse
- lomekarîdiş.Sitemkârlık, kınayıcılık, serzenişte bulunma tavrı
- lomekêşer. & diş.Sitem çeken, haksız yere kınamaya ve dedikoduya maruz kalan…
- lomoksf.Kusur bulan, her şeyi eleştiren ve sitem eden kimse
- londirediş.Kundura, şık deri ayakkabı, iskarpin
- lopdiş.Kalın üstlük, kalın yün kumaştan veya keçeden yapılmış kışlık…
- lopikdiş.Avuç içi büyüklüğünde yumru, topak, hamur veya kar topağı
- loqIer.Büyük ekmek dilimi, somun lokması, koca bir parça ekmek
- loqIIdiş.Tırıs, atın tırıs yürüyüşü / koşusu
- loqiker.→ loq I
- loqmediş.Lokma, bir lokma ekmek veya yiyecek
- loqmeqazîdiş.Lokma tatlısı, şerbetli kızarmış hamur tatlısı
- lordiş.→ lorik
- lorandinf. gçl.Beşik sallamak, bebeği sallamak
- lorelepdiş.→ lewleb
- lorikdiş.Lor peyniri, taze çökelek
- lorîIdiş.Boz renkli, siyah benekli yırtıcı kuş, çaylak/doğan türü
- lorîIIdiş.Ninni, beşik ezgisi, uyutucu ezgi; ağıt benzeri hüzünlü ninni
- lorînf. gçsz.Ağıt yakmak, feryat figan eylemek, matem tutmak
- loşer.Lavaş ekmeği, uzun ve ince açılmış tandır ekmeği
- lotikdiş.Zıplama, sıçrama, takla
- lotikebêjer. & diş.Halk oyunlarında hareketli zıplamaları ve coşkulu naraları…
- lotikvaner. & diş.Kürt halaylarında sıçrayış ve figürleri ustalıkla sergileyen…
- lovîdiş.→ fasûlî
- lowûkdiş.Bezelye; bakla
- loxdiş.Loğ taşı, toprak damları sıkıştırmak ve düzlemek için…
- loxater.→ peyvname
lu
- lutfdiş.→ lûtf
lû
- lûbdiş.Öz, çekirdek, bir şeyin aslı, lüp, beyin içi
- lûbandinf. gçl.Ağıt yakmak, inlemek, yas tutmak
- lûbexişkdiş.Sümüklüböcek, kabuksuz veya kabuklu yumuşakça (Gastropoda)
- lûbiyediş.Börülce, kuru fasulye cinsi baklagil (Vigna unguiculata)
- lûçsf.Tüysüz, cascavlak, dazlak, çıplak
- lûfediş.Lif kabağı lifi, banyo lifi, temizlik süngeri
- lûldiş.→ patrome
- lûlediş.Boru, tüp
- lûlekdiş.Boru biçimli ince anatomik kanal; damar veya kılcal boru
- lûlekêşer. & diş.Boru döşeyicisi, su ve gaz tesisatçısı, boru ustası
- lûlikdiş.Emzikli testi, küçük ibrik
- lûlikkêşer.Kamış veya pipo içicisi; kaval ustası
- lûrdiş.İsilik, kolda veya vücutta çıkan kırmızı kaşıntılı döküntü /…
- Lûrer.Lurlar, Zagros dağları çevresinde yaşayan Kürt ve İrani halk…
- lûrîdiş.Lurca, Zagros bölgesinde konuşulan Lur lehçesi
- lûrînf. gçsz.Ulumak (kurt, köpek, rüzgâr)
- lûssf.→ lûşk
- lûşksf.Düzgün, pürüzsüz, cilalı gibi kaygan ve temiz yüzey
- lûşkîdiş.Pürüzsüzlük, düzgünlük, kayganlık ve cila niteliği
- lûtdiş.→ lûtke
- lûtfdiş.Lütuf, inayet, bağış, kerem, iyilik ve merhamet
- lûtfkarsf.Lütufkâr, bağışlayıcı, kerem sahibi, ihsanda bulunan
- lûtfkarîdiş.Lütufkârlık, ihsan, kerem ve cömertlik erdemi
- lûtkediş.Zirve, doruk, dağ tepesi, en yüksek nokta
- lûtkeyîsf.Zirveye ait, doruktaki, doruk niteliğindeki, en üst basamakta…