F
Ferheng
Sözlükte ara
Di ferhengê de bigere
/
Alfabe
Alfabe
Rehber
Rêber
Hakkında
Derbarê ferhengê
TR
KU
Alfabe
Alfabe
Rehber
Rêber
Hakkında
Derbarê ferhengê
TR
KU
Ê
ێ
104 madde
104 serbêje
A
B
C
Ç
D
E
Ê
F
G
H
I
Î
J
K
L
M
N
O
P
Q
R
S
Ş
T
U
Û
V
W
X
Y
Z
êc
5
êd
3
êk
14
êl
8
êm
6
ên
1
êp
2
êq
1
êr
14
ês
2
êş
12
êt
4
êv
7
êw
5
êx
10
êy
2
êz
8
êc
êciz
sf.
→ aciz
êcizayî
diş.
→ acizayî
êcizbûn
f. gçsz.
Canı sıkılmak, bunalmak, rahatsız olmak, bıkkınlık duymak
êcizî
diş.
→ acizayî
êcizkirin
f. gçl.
Canını sıkmak, rahatsız etmek, usandırmak, tedirgin etmek
êd
êdî
zf.
Artık, bundan böyle, bundan sonra
êdî êdî
zf.
Artık yavaş yavaş, gitgide, derece derece, zamanla
êdîka
zf.
→ hêdî
êk
êk
sayı
→ yek
êkane
sf.
Yegâne, biricik, tek, eşi benzeri olmayan
êkcar
zf.
→ yekcar
êkdeng
sf.
→ yekdeng
êkdengî
diş.
→ yekdengî
êkdi
zm.
→ êkûdîn
êkeyê
sf.
→ yekem
êkhelwêst
sf.
Ortak tavır sergileyen, tek duruşlu, aynı safta yer alan
êkhelwêstî
diş.
Ortak tutum, aynı tavrı sergileme kararlılığı, duruş birliği
êkîtî
diş.
→ yekîtî
êkparçe
sf.
→ yekparçe
êkser
zf.
→ yekser
êkşem
diş.
→ yekşem
êkûdîn
zm.
Birbirini, birbirine, birbiri, yekdiğeri…
êl
êl
diş.
İl, el, aşiret, boy, oymak; göçebe kabile halkı
êlatî
diş.
Aşiret düzeni, konargöçer yaşam tarzı, göçebelik kültürü
êlçî
er. & diş.
Elçi, sefir, müzakere ve sulh temsilcisi, arabulucu
êlçîtî
diş.
Elçilik, sefirlik, arabuluculuk ve diplomatik temsilcilik
êlkan
diş.
→ pêl
êlperwer
sf.
Aşiretini seven, boyuna ve obasına bağlı, halkını kollayan
êlûn
diş.
→ Îlon
êlûnî
sf.
Eylül ayına ait, eylül mevsiminde yetişen veya görülen
êm
êmeg
er.
→ emeg
êmen
sf.
Güvenli, emin, tehlikesiz, huzurlu, korunaklı
êmê
ed.
Yaklaşık olarak, takriben, civarında, dolaylarında
êmin
sf.
→ êmen
êmiş
çoğ.
→ dikak
êmnahî
diş.
Güvenlik, sükûnet, asayiş, huzur ortamı, emniyet hâli
ên
ênî
diş.
→ enî
êp
êperî
er.
Serseri, avare, berduş, üstü başı pejmürde kılıksız kimse
êprax
diş.
→ îprax
êq
êqîn
sf. & zf. & diş.
→ yeqîn
êr
êratî
diş.
Kadın başörtüsü, yaşlı kadınların taktığı geniş örtü, yazma
êrdim
diş.
Yer, alan, mevki, mahallî nokta
êrîş
diş.
Hücum, saldırı, akın, taarruz
êrîşbar
sf.
Saldırgan, taarruza meyilli, hücum vaziyetinde olan
êrîşber
er. & diş.
Akıncı, hücum eden; futbolda forvet, hücum oyuncusu
êrîşberî
diş.
Forvetlik, hücum oyunculuğu veya hücum etme görevi
êrîşbirin
f. gçl.
Saldırmak, hücum etmek, taarruz etmek, baskın düzenlemek
êrîşkar
sf. & er.
Saldırgan, mütecaviz, tecavüzkâr, barışı bozan kimse veya güç
êrîşkarî
diş.
Saldırganlık, tecavüzkârlık, barış ve hukuku ihlal etme tutumu
êrîşker
er. & diş.
Hücum eden, saldıran kimse, akıncı
êrîşkirin
f. gçl.
Saldırı düzenlemek, hücum etmek, baskın yapmak
Êrmenî
er.
→ Ermen
êrwe
zf.
Bu yana, beri tarafa doğru (zıt
êrxat
er.
Irgat, tarla işçisi, rençper, gündelikçi
ês
êsir
diş.
→ hêstir I
êsturayî
diş.
→ stûrî
êş
êş
diş.
Acı, sızı, ağrı, dert, cefa
êşandin
f. gçl.
Ağrıtmak, acıtmak, incitmek; eziyet etmek, zahmet vermek
êşbexş
sf.
Acı veren, keder dağıtan, elem getiren
êşdar
sf.
Acılı, sancılı, ağrılı, dertli, kederli
êşdarî
diş.
Acılılık, sancılı olma hâli, ıstırap ve keder durumu
êşgiran
sf.
Ağır acılı, derin kederli, sancısı dayanılmaz olan
êşîn
f. gçsz.
Ağrımak, sızlamak, acımak
êşkence
diş.
→ îşkence
êşnak
sf.
Acıklı, trajik, yürek parçalayıcı, hüzün dolu
êşnas
er. & diş.
Patolog, ağrı ve hastalık teşhis uzmanı
êşnasî
diş.
Patoloji, ağrı bilimi, hastalıkların köken ve belirtilerini…
êşok
sf.
Duygusal, hassas, çabuk incinen, alıngan, narin mizaçlı
êt
êtîm
er. & diş.
Yetim, babasız kalmış çocuk; kimsesiz çocuk
êtîmî
diş.
Yetimlik, babasızlık hâli
êtîmxane
diş.
Yetimhane, öksüzler yurdu, darüleytam
êtûn
diş.
→ atûn
êv
êvar
diş.
Akşam, akşam vakti, gün batımı sonrası
êvaran
zf.
Akşamları, akşam vakitlerinde, gün batarken
êvarbaş
ünl.
İyi akşamlar, akşam selamı, esenleme sözü
êvarbaşî
diş.
İyi akşamlar dileğinde bulunma, akşam esenliği sunma hâli
êvarbûn
f. gçsz.
Akşam olmak, havanın kararması, günün batması
êvarkî
zf.
Akşamüstü, akşama doğru, ikindiyle akşam arası
êvarxwarin
diş.
Akşam yemeği, akşam sofrası
êw
êwarî
diş.
→ êvar
êwir
er.
Sığınak, yurt, durak, konaklama yeri; kuşların tüneme mahalli
êwirge
diş.
→ êwirgeh
êwirgeh
diş.
Sığınak, konaklama yeri, dinlenme tesisi, pansiyon…
êwirîn
f. gçsz.
Tünemek, sığınmak, konaklamak, geceyi geçirmek, yerleşmek
êx
êxbal
er.
→ îqbal
êxistin
f. gçl.
→ xistin
êxnî
diş.
Yahni, et ve soğanla pişen sulu yemek
êxsîr
er.
→ esîr
êxsîrî
diş.
Esirlik, tutsaklık, özgürlüğü kısıtlanmış olma hâli
êxsîrtî
diş.
→ esîrtî
êxte
er.
→ exte
êxtiyar
sf. & er.
→ extiyar
êxtiyarî
diş.
→ extiyarî
êxtiyartî
diş.
→ extiyarî
êy
êyal
er. & diş.
→ eyal
êytîm
er. & diş.
→ êtîm
êz
êzing
er.
Yakacak odun, çalı çırpı
êzinggah
diş.
Odunluk, yakacak odun deposu, odun ambarı
êzingker
er.
Oduncu, odun toplayıp getiren kimse
êzingvanî
diş.
Odunculuk, odun kesip satma veya toplama zanaatı
Êzîdiyatî
diş.
Ezidîlik kültürü, Ezidî toplumsal mirası ve kimliği
Êzîdî
er. & sf.
Ezidî, Ezidî dinine mensup kimse; Ezidî inancıyla ilgili
Êzîdîtî
diş.
Ezidîlik, Ezidî inancı, geleneği ve kadim felsefesi
êzya
er.
→ zîha